Pazar , 19 Kasım 2017
Ana Sayfa » Tarih » Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı

Mehmet Akif Ersoy ve İstiklal Marşı

İstiklal Marşı’nın kabulünün 92. yıl dönümü benim için farklı olsun istedim. 12 Mart gelmeden İstiklal Marşı ve Mehmet Akif Ersoy’u daha iyi anlamak için, araştırma yapıp detaya inmeye ve bunu yaparken de edindiğim bilgileri not alıp sizlerle paylaşmaya karar verdim. Bir kişi okuyup faydalansa kardır diye düşünüyorum…

Mehmet-Akif-Ersoy-Istiklal-Marsi

Mehmet Akif Ersoy, 1873 yılı Aralık ayında İstanbul’da, Fatih ilçesinin Karagümrük semtinde Sarıgüzel Mahallesinde ailesine ait evde dünyaya gelmiştir. Hicri takvime göre 1290 yılı Şevval ayında olan doğumun miladi takvimde karşılığı 1873 yılı 22 Kasım – 20 Aralık günleri arasına rastlamaktadır. Doğum yeri İstanbul olmasına rağmen nüfusa kaydı, babasının, onun doğumundan sonra imamlık yaptığı ve Akif’in ilk çocukluk yıllarını geçirdiği Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde yapıldığı için nüfus kağıdında doğum yeri Bayramiç olarak görünür. Mehmet Akif’in babası Tahir Efendi, oğluna “ebced” hesabıyla doğum yılını gösteren “Ragıyf” (غىف) adını vermiştir. Ev ve mahalle halkı bu ismi anlayamamış ve onu Akif şekline dönüştürmüştür. Fakat Mehmet Akif’in babası onu “Rağıyf” diye çağırmaya devam etmiştir.

Babası, Arnavutluk’un İpek Kasabası Suşisa Köyünden gelerek İstanbul’a yerleşen Fatih Medresesi Hoca Tahir Efendi’dir. Annesi ise Buhara’dan Tokat’a gelmiş köklü bir ailenin kızı Emine Şerife Hanımdır. Mehmet Akif, 1 Eylül 1898’de 25 yaşındayken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı İsmet Hanımla evlenmiştir. Mehmet Akif’in ilk üçü kız olmak üzere altı çocuğu olmuş, dördüncü çocuğu bir buçuk yaşındayken vefat etmiştir. Çocuklarının adları sırasıyla; Cemile, Feride, Suad, İbrahim Naim, Emin ve Tahir’dir. Kendisi ve çocukları doğu ve batı dillerinden birini mutlaka bilir ve tercüme ederlerdi. Mehmet Akif babasından, çocukları da Mehmet Akif’ten ders almışlardı. Yani babası Akif’in, Akif de çocuklarının hocasıydı aynı zamanda…

Eğitim Hayatı
1878 yılı Şubat ayı başlarında 4 yıl 4 ay 4 günlük olan Mehmet Akif, geleneğe uygun olarak Fatih’te Emir Buhari mahalle mektebine başlatıldı. Buraya iki seneye yakın bir süre devam ettikten sonra 1879 yılı sonlarında Fatih İbtidaisi’ne (ilkokul) geçmiştir. Babası kendisine o yıl Arapça öğretmeye başladı. Üç yıllık ilkokulu bitiren Mehmet Akif, 1882 yılında Fatih Merkez Rüştiyesi’ne (ortaokul) başladı. Bu sırada hem babasının Arapça derslerini hem de Fatih Camisinde Farsça dersleri veren Esad Dede’yi takip etmektedir. Türkçe ve Fransızca derslerinde de akranlarından çok ileri olan Mehmet Akif’in dil öğrenme konusunda üstün kabiliyeti olduğu görülüyordu. 1885 yılında üç yıllık ortaokulu bitirince babası meslek seçimini kendisine bırakır. Bunun üzerine 10 gün kadar devam ettiği Mülkiye Mektebi’nden ayrılarak 1889 yılında eğitime başlayan Baytarlık Mektebi’ne (veterinerlik) kayıt yaptırır. Dört yıllık bir okul olan Baytar Mektebi’nde bakteriyoloji öğretmeni Rıfat Hüsamettin Paşa pozitif bilim sevgisi kazanmasında etkili olur. Okul yıllarında spora büyük ilgi gösterir; mahalle arkadaşı Kıyıcı Osman Pehlivan’dan güreş öğrenir; başta güreş ve yüzücülük olmak üzere uzun yürüyüş, koşma ve gülle atma yarışlarına katılır; şiire olan ilgisi okulun son iki yılında yoğunlaşır. Mektebin baytarlık bölümününden 1893 yılında birincilikle mezun olur. Mezuniyetinden sonra Mehmet Akif, Fransızcasını geliştirir. 6 ay içinde Kur’an’ı ezberleyerek hâfız olur. Hazine-i Fünun Dergisinde 1893 ve 1894’te birer gazeli, 1895’te ise Mektep Mecmuası’nda “Kur’an’a Hitab”, adlı şiiri yayınlandı, memuriyet hayatına başladı.

Mehmet Akif’in eğitim hayatı sırasında karşılaştığı iki kötü hadise vardır. Bunlardan birisi, babasının ölümü ve diğeri ise evlerinin yanmasıdır. Bu iki olay da 1889 yılında olmuştur. Evlerinin yanması üzerine Mehmet Akif’in babasının Prizren’li talebesi Hoca Mustafa Efendi, hocasının yanan evi yerine üç dört odalı bir ev yaptırarak hocasına olan sadakatini ve vefasını gösterir.

M.Akif-ErsoyMemuriyet Hayatı
1893 yılında Veterinerlik Fakültesini bitiren Mehmet Akif, veteriner müfettişi olarak çalışmaya başlamıştır. Mehmet Akif, 20 yıl kadar bu mesleğini sürdürür ve 1913 yılında kurum müdürü Abdullah Efendi’nin haksız yere görevden alınmasına tepkisini göstermek üzere istifa etmiştir. Vazifesinin merkezi İstanbul olmakla birlikte, dört yıl kadar Rumeli, Anadolu ve Arabistan’ın çeşitli bölgelerinde görevli olarak dolaşmış, çeşitli merkezlerde kısa veya uzun süreli kalmıştır. Görevi köylerde hayvan hastalıklarıyla ilgilenmektir. Bu görevi sayesinde sürekli gezen şair, halkı çok yakından tanıma imkânı bulmuştur.

1906 yılında Halkalı Ziraat Mektebinde edebiyat öğretmeni olarak ders vermeye başlar. 1908 yılında İttihad ve Terakki Partisine girer. Aynı yıl hem Sırat-ı Müstakim’de şiirler yayınlamaya başlar hem de İstanbul Üniversitesinde edebiyat derslerine girmek üzere öğretim üyesi olur. 1913 yılında bu görevinden de istifa eder. 1914 yılında I. Dünya Savaşı başladığında Almanya’daki esir Müslüman askerleri kurtarmak ve faydalı olmak için Teşkilat-ı Mahsusa’nın seçtiği heyet içinde Almanya’ya gider. Burada İngilizlerle birlikte Osmanlı’ya karşı savaşırken Almanlar’a esir düşmüş Müslümanların kamplarında incelemelerde bulunur ve farkında olmadan Osmanlı’ya karşı savaşan bu Müslüman esirleri aydınlatmaya çalışır. Fransız ordusundaki Müslümanlara yönelik yazdığı Arapça beyannameler cephelere uçaklardan atılır. Almanya’da iken yazdığı Berlin Hatıraları adlı şiirini dönünce Sebilürreşad’da yayınlanmıştır.

İstanbul’a döndükten sonra 1916 başlarında Teşkilat-ı Mahsusa tarafından Arabistan’a gönderildi. Görevi, bu topraklardaki Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtan İngiliz propogandası ile mücadele etmek için “karşı propaganda” yapmaktı. Mehmet Akif, Berlin’deyken heyecanla Çanakkale Savaşı ile ilgili haberleri takip etmişti. On dört ay süren savaşın zaferle sonuçlandığı haberini Arabistan’da iken aldı. Bu haber karşısında büyük coşku duydu ve Çanakkale Destanı’nı kaleme aldı. Arabistan dönüşünde iki ay Lübnan’da kalan Mehmet Akif, “Necid Çölleri’nden Medine’ye” şiirinde bu seyahatini anlattı

5 Haziran 1920’de Burdur milletvekili olur ve 21 Mart 1923 tarihine kadar bu görevine devam eder. Milletvekilliğinin sona ermesiyle birlikte ailesiyle birlikte İstanbul’a döner.

Savaş Yılları

kurtulus-savasiMehmet Akif’in doğduğu ve büyüdüğü yıllarda Osmanlı İmparatorluğu 1877’de Rusya ile 1895’te Yunanlılarla savaşa girmiştir. Balkan Savaşlarıyla Balkanlar Osmanlı İmparatorluğunun elinden çıkmıştır. İleriki yıllarda I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşları neticesinde halk perişan olmuştur. İmparatorluğun dağılışını, elden çıkışını gören Mehmet Akif, bu durumlar karşısında hiçbir zaman ümidini yitirmemiş aksine bu ateşli günler onu güçlendirmiş ve olgunlaştırmıştır.

Mehmet Akif’in şiir yazdığı 1908-1923 yılları idare değişiklikleri, savaş, bozgun, toprak kayıpları, işgal ve yeniden dirilme yıllarıydı. Mehmet Akif, bu dönemin aktüel olaylarından etkilenir ve etkiler.

Birinci Dünya Savaşı’nın Türkiye aleyhine sonuçlanması, batılı emperyalist ülkelerin İslam aleminin bütünlüğünü dağıtmak için birlik olmalarına karışlık Müslümanların birbiriyle boğuşarak parçalanmaları Mehmet Akif’i çok üzmüştür. Bir ara karamsarlığa kapılan Mehmet Akif Osmanlı Cihan Devletinin mağlup olmaması için şiirler, makaleler yazarak, camilerde vaazlar vererek, halka konuşmalar yaparak batı emperyalizmine karşı toplumun mücadele gücünü artırmaya çalışır. 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’e çıkması, ardından Ayvalık’ın alınması üzerine Mehmet Akif, İstanbul’dan derhal Balıkesir’e gider ve Zağanos Paşa Camisinde verdiği vaazla halkı istiklalini korumak için milli mücadeleye teşvik eder. Bu hareketi yüzünden Darü’l-hikmeti’l-İslamiyye azalığından çıkartılır. Şeyhülislam’ın Anadolu’da başlatılan kurtuluş mücadelesine karşı fetva vermesi üzerine Mehmet Akif artık, İstanbul’da kalmamaya, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı Milli Mücadele’ye katılmaya karar verir. Karadeniz’den İnebolu yoluyla oğlu Emin ile birlikte Kastamonu’ya oradan da Ankara’ya gelerek “Kuva-yı Milliye”’ye katılır. Mehmet Akif, Ankara’ya geldikten sonra ülkesini işgal eden batılı müstevilere karşı halkı bağımsızlık savaşına katılmak üzere motive ve teşvik etmek, milli mücadeleye destek vermek için Eskişehir, Burdur, Sandıklı, Dinar, Antalya, Afyon, Konya ve Kütahya’ya gitmiştir.

Ankara-Taceddin-Dergahi-Mehmet-Akif-Ersoyİstiklâl Marşı’nı Yazması
Kurtuluş Savaşının başladığı bu yıllarda İstiklal Savaşının milli bir ruh bilinciyle kazanılacağının farkında olan Maarif Vekaleti (şimdiki adıyla Milli Eğitim Bakanlığı) buna imkan sağlamak amacıyla 1921 yılında güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştı. Konulan 500 liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiç biri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Akif’in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Akif Ersoy’un Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin ısrarına dayanamayıp yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler. Ankara’daki Taceddin Dergahı’nda yazdığı ve İstiklal Harbi’ni verecek olan Türk Ordusu’na hitap ettiği şiirini yarışmaya koydu. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklâl Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45’te ulusal marş olarak kabul edildi. Akif, ödül olarak verilen 500lirayı Hilal-i Ahmer bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışladı.

Mehmet Akif Ersoy İstiklâl Marşı’nı, şiirlerini topladığı Safahat’ına dahil etmemiş ve İstiklâl Marşı’nın Türk Milleti’nin eseri olduğunu beyan etmiştir.

istiklal-marsinin-kabulu

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930’da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Üngör’ün yakın dostu Cemal Reşit Rey’le yapılmış olan bir röportajda da kendisinin belirttiğine göre aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştır ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemiştir. Söz ve melodide yer yer görülen uyum (Prozodi) eksikliğinin esas sebebi de (Örneğin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrası ezgili okunduğunda “şafaklarda” sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) budur. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde İstiklâl Marşı olarak söylenmektedir.

30 Ağustos 1922’de Sakarya Meydan Muhaberesini Türk Ordusunun kazanmasıyla işgal kuvvetleri İstanbul’dan çekilmiş, 9 Eylül’de İzmir geri alınmış ve Türk ülkesi Anadolu’yu işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlılara karşı verilen mücadelede istiklal savaşı zaferle sonuçlanmıştır. Artık Mehmet Akif’in umutla beklediği günler artık gelmiştir.
Memleket kurtulmuş, istiklaline kavuşmuştur.

Mehmet Akif’e, savaş yıllarında yapmış olduğu büyük fedakârlık ve kahramanlıklar nedeniyle tarih ve fikir adamaları tarafından hiç tereddüt edilmeden “İstiklal Savaşımızın Manevi Önderi” sıfatı verilmiştir.

Mehmet-Akif-Ersoy-Hastaligi

Mısır Hayatı ve Hastalığı

Birinci Meclis’in vazifesinin, zaferle son bulması üzerine İstanbul’a gelen Mehmet Akif, Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine 1923 yılında Mısır’a gider. O kışı Mısır’da geçirdikten sonra baharda döner. Ertesi yıl Abbas Halim Paşa’nın davetlisi olarak tekrar Mısır’a giden Mehmet Akif, 1925 yılı sonundaki gidişinden sonra on buçuk yıl Kahire’de kalmıştır. Mehmet Akif’in Mısır’a yerleştiği ilk iki yılda Abbas Halim Paşa’nın sarayının karşısında bulunan küçük bir köşkte misafir olarak kaldığı bilinmektedir. Bundan sonra ailesini yanına getiren Mehmet Akif, Hilvan’ın kenarında, çöl yakınında küçük bir ev tutarak buraya yerleşmiştir. Mısır’da kaldığı zaman zarfında Mehmet Akif, çok fazla maddi sıkıntı çekmiş ve hasta olmuştur.

Abbas Halim Paşa, Mehmet Akif’i geçim derdinden kurtarmayı taahhüt etmiş, onun huzur içinde çalışmasını ve istediği eserleri yazmasını temin etmek istemişti. Mehmet Akif, Mısır’da bulunduğu süre içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından “Kur’an-ı Kerim” tercümesi göreviyle görevlendirilmiştir. Altı yedi senesini bu işi tamamlamak için çalışmıştır. Mehmet Akif’in Mısır’daki diğer bir resmi işi ise, Mısır Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Türkçe profesörlüğüydü. Haftada iki saat Türk Edebiyatı derslerini anlatan Mehmet Akif, derslerden kalan zamanlarda ise sürekli Kur’an tercümesiyle uğraşıyordu. Kur’an tercümesini tamamladığı sıralarda siroz hastalığına yakalanan Mehmet Akif, hastalığın önemini birden bire anlayamamış ve bunun hava değişimiyle geçeceğini sanarak Lübnan’a gitmiştir. Lübnan’da muayenesini yapan doktor, yüksek bir yerde dinlenmesini söyler. Mehmet Akif, Aliye yanında Sukulgarp köyünde bir otele yerleşir. Burada bir de sıtmaya tutulur.

Yurda Dönüşü ve Vefatı
Mehmet Akif Ersoy CenazeSon günlerde hastalığı iyice artan Mehmet Akif Ersoy “Korkuyorum, gurbet ellerde öleceğim. Memleketime gidemeyeceğim. İstanbul’u ve dostlarımı çok özledim.”demektedir. Nihayet 1936 yılının Haziran ayında ailesiyle birlikte İskenderiye’den bir gemiye biner. Gemi Çanakkale Boğazına geldiğinde Çanakkale’nin tepelerini gören Mehmet Akif çok duygulanır. Bütün anıları gözünde canlanır. 17 Haziran Çarşamba günü İstanbul’a gelen Mehmet Akif’i rıhtımda, yakınları ile birkaç dostu karşılar. Abbas Halim Paşa’nın kızı Emine Abbas Halim Hanımefendinin ısrarı üzerine Mehmet Akif, önce onun Maçka’daki evine misafir olur. Birkaç gün sonra müşahede için “Şişli Sıhhat Yurdu”’na, burada yirmi gün kaldıktan sonra Beyoğlu’nda Paşa ailesine ait olan Mısır Apartmanında kendisi için hazırlanan bir daire yerleşir ve emrine bir hastabakıcı verilir. Birkaç hafta sonra Said Halim Paşa’nın oğlu Halim Bey, Alemdağı’nda kendilerine ait olan Baltacı Çiftliği’nde Mehmet Akif’i rahat ettirecek şekilde tedbirler alarak kendisini oraya davet eder. Mehmet Akif bu çiftlikte üç ay kadar kalır. Fakat bitkinliğinin artması ve havaların soğuması üzerine tamamen Mısır Apartmanına yerleşen Mehmet Akif, 27 Aralık 1936 Pazar günü akşamı 19.45’te vefat etmiştir.

mehmet-akif-ersoy-kabri

Mehmet Akif’in vefatının ilk yıldönümünde herhangi bir anma toplantısı yapılamamıştır. Fakat 1938 yılı 27 Aralık tarihinden itibaren her yıl, Türkiye’nin her yerinde çeşitli vesilelerle anma toplantıları yapılmaktadır. Bugün Türkiye’de dini, milli ve tarihi günlerde Mehmet Akif’ten bahsedilmemesi, şiirlerinden ve hayatından örnekler sunulmaması mümkün değildir, artık toplumun bir parçası olmuştur. Kendisinin “milletime aittir” dediği “İstiklal Marşı” bütün okullarda her sınıfın ve bütün resmi dairelerin duvarlarını süslemekte, herkes tarafından ezberlenmekte ve her açılış merasiminde söylenmektedir. En önemli eseri olan “Safahat” ise Türkiye’nin en çok basılan ve okunan kitapların başında gelmektedir. Türkiye’de hakkında en fazla eser ve makale yazılan, anma toplantıları yapılan şair, akademisyen, mütercim ve fikir adamı Akif’tir. Vefatının 50. yıldönümünde, devlet adına 1987’nin “Akif Yılı” ilan edilerek çeşitli anma faaliyetleri ve yayınların yapılması da millete mal olmuş bu büyük adamın nihayet layık olduğu şekilde anlaşılacağına dair ümitleri kuvvetlendirmiştir.

17 Mart 2006 tarihinde Mehmet Akif’in milletvekili olduğu Burdur şehrinde Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi kurulmuştur. 2011 yılı Mehmet Akif’in vefatının 75. yılı ve İstiklal Marşının kabulünün 90. yılı olması dolayısıyla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2011 yılı da “Mehmet Akif Ersoy Yılı “ olarak ilan edilmiştir. Türkiye’de Mehmet Akif adı verilen 250 kadar ilköğretim ve lise ile bir o kadar semt, mahalle, bulvar vardır.

Eserleri
safahat-mehmet-akif-ersoyŞairin Safahat adı altında toplanan şiirleri 8 kitaptan oluşmuştur. Şair, İstiklâl Marşı’nı Safahat’a koymamıştır. Nedenini ise şöyle açıklar: “Çünkü ben onu milletimin kalbine gömdüm”.
Kitap: Safahat (1911) – 44 manzume içerir. Siyasal olaylar, mistik duygular, dünyevi görevlerden bahsedilir.
Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912) – Süleymaniye Camisi’ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, kürsüde Seyyah Abdürreşit İbrahim’in konuşturulduğu uzun bir bölümle devam eder.
Kitap: Hakkın Sesleri (1913) – Topluma İslami mesajı yaymaya çalışan on manzumedir. Ateizme, ırkçılığa, umutsuzluğa çatılmaktadır.
Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914) – Fatih Camisi’ne giden iki kişinin söyleşileri ile başlar, vaizin uzun konuşması ile devam eder. Tembellik, irtica (gericilik), batı taklitçiliği eleştirilir.
Kitap: Hatıralar (1917) – Âkif’in gezdiği yerdeki izlenimleri ve toplumsal felaketler karşısında Allah’a yakarışını içerir.
Kitap: Asım (1924) – Hocazade ile Köse İmam arasındaki konuşmalar şeklinde tasarlanmış tek parça eserdir. Eğitim-öğretim, ırkçılık, savaş vurgunculuğu, batıcılık, gibi pek çok konudan bahseder.
Kitap: Gölgeler (1933) – 1918-1933 arasında yazılmış 41 adet manzumeyi içerir. Herbiri, yazıldıkları dönemin izlerini taşır.
Kitap: Safahat (Toplu Basım) (ilki 1943) – 6 Safahatı’ı bir araya getirir. 1943’teki toplu basımının sonuna Âkif’in hayattayken basılmamış şiirlerini içeren Damadı Ömer Rıza Doğrul tarafından bir araya getirilmiş 16 manzumeden ibaret Son Safahat başlıklı bölüm eklenmiştir.

2011 Mehmet Akif Ersoy Yılı
Mehmet Akif Ersoy’un ölümünün 75. ve İstiklal Marşı’nın Kabulünün 90. Yılı olması nedeniyle 2011 yılı T.C. Başbakanlığı tarafından “Mehmet Akif Ersoy Yılı” olarak ilan edilmiştir. Yıl boyunca yapılacak çalışmaların sorumluluğu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verilmiştir.

SON SÖZ O’NDAN OLSUN…

Mehmet-Akif-Ersoy-Allah-Bu-Millete-bir-daha-istiklal-marsi-yazdirmasin
Allah; Bu Millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın

Hakkında Önder

Anlık duygularını, bilgilerini, buluşlarını, fikirlerini ve tecrübeleri insanoğlunun faydasına sunmak için modaya uyup blog açmış biri...